Blog

Baskadir Baska

Simdi gece gece oturmus, Deli Yurek’i Kenan Imirzalioglu icin izledigim zamanlardan bana kalan en onemli yadigar olan “Baskadir Baska”yi dinliyorum. Baris Manco’nun “Kul Ahmet” saheseri ile birlikte ardindan uzun uzun dusundurur. Pazar gunu secimler var ya hani, ve hani siz butun bir ulkenin gecmisinin de geleceginin de 8 Haziran sabahi oldugunu saniyorsunuz ya… Oysa ki:

“Ates olmak hostur amma, yanik olmak baskadir baska” demis birileri.

Ben hangi ulkede dogacagimi secmedim, hangi ulkede dogacagini secmeyen, secemeyen herkesin bunu hic unutmamasini dilerdim. Ben bir de ustune “Hikmetinden sual olunmaz” derim, sizin ne diyeceginiz ise size kalmis.

Bunu unutmaz iseniz, ates olanin bugunden yarina, bir on yildan digerine degisebilecegini gorursunuz. Ama yanan hepimiziz, her zaman. Ve yanik olmak baskadir cidden.

Yaninca, senden daha az veya senden daha cok yanani gorunce, ya da hic yanmayinca ama yanani dinleyince; gercekten dinleyince yalniz sizin isinize geldiginde degil, insan daha uzun vadeli seyleri derisinin en altinda hissediyor.

Mesela, kurumsal irkcilik ile yuzlesmek istiyor, mesela mulkiyet hakkini temeline inmek istiyor, mesela ozgurluk ile guvenlik arasinda secim yapmak zorunda oldugunun kendine acikca soylenmesini istiyor, cocuklari, yigenleri iyi egitilsin meslek sahibi olsun istiyor, statuko ile degil, konjekture gore degil, ilkelerine gore hareket eden insanlarla siyaset konusmak istiyor.

Bir de Ahmet Hamdi Tanpinar ne demis: “…O zaman Mumtaz arkadasina behemahal yasamasi lazim olanla kendisine ait gecici haller arasinda uydurdugu munasebetin manasiz oldugunu elinden geldigi kadar anlatmaya calismisti. `Islerimiz iyi gitmiyor diye, tanrilara kizmayalim’ demisti. Islerimiz, bizim ve bize benzerlerin kucuk sakatliklariyla, tesaduflerin ihanetiyle her zaman bozulabilir. Hatta bir kac nesil icin bozuk gidebilir. Bu bozulma, bu duzensizlik ic kiymetlerimize karsi vaziyetimizi degistirmemelidir. Iki ayri seyi birbirine karistirirsak ciplak kaliriz. Hatta zaferlerimizi bile tanrilardan bilmemeliyiz. Cunku ihtimallerin cetvelinde maglubiyet de vardir. Amcanin mahkemesinin uzamasiyla bu vatan uzerindeki tarihi haklariminizin kizkardesinin evlenmemesiyle Suleymaniye’de okunan sabah ezaninin ve Musluman bir babadan dogmamizin, paranizi dolandiran emlak tellaliyla ic cehremizi yapan kiymetlerin, bizi biz yapan buyuk realitelerin ilgisi nedir? Bunlar sonu cemiyete dayanan realiteler olsa bile, bizi kendimizi inkara degil, sartlari degistirmeye goturmelidir. Elbette ki bizden mesut memleketler ve vatandaslar vardir; elbette ki iki asirlik hezimetlerin, cokuntulerin, henuz kendi sartlarini bulamamis bir imparatorluk artigi olmamazinin bir yigin neticesini hayatimizda hatta etimizde duyacagiz.Fakat bu istirabin bizi hezimete goturmesi daha buyuk bir hezimeti kabul degil midir? Vatan ve millet, vatan ve millet olduklari icin sevilir; bir din, din olarak munakasa edilir, ret veya kabul edilir, yoksa hayatimiza getirecegi kolayliklar icin degil…”

Tesekkurler/Thank you!

“Ve hayattaki en buyuk mutluluk bu dunyanin sahidi olmakti”[1]

17 Nisan 1984 yilindan beri, Allah’a cok sukur, bu dunyanin sahidi olmaya calisiyorum. Bu sahitlik sirasinda hayatin bana iyi davrandigi kesin. Benim de bana sunulanlari caliskanlikla, bitmek bilmeyen bir merakla, cok dusunerek, ve hep sukrederek en iyi sekilde kullanmaya calistigim da asikar — buyumek biraz da kendine saygi duymakmis.

Bu sahitlik sirasinda yanimda olup hakkini odeyemecek olduklarima bir tesekkur bu yazi. Ocak ayinda hayatini kaybeden cok sevgili hocam George Downs’un cenazesi ve anma toreni sirasinda cok sevdigim ve saygi duydugum bir baska hocam Bruce Bueno de Mesquita’nin son zamanlarinda arkadasi George’a tesekkur etmek icin yazdigi yazi, ve bu yazinin hikayesini dinledigimden beri dogumgunumu ve sahitligime “eslik” edenlere tesekkurlerimi sunmayi bekler oldum. Bazen bire bir zaman ayiramiyor olsam dahi sizlere, bu tesekkur notunu kabul ediniz.

Annem… Nam-i deger beni bu dunyaya getiren, getirdigi andan itibaren dualarini, evhamini, sevgisini, elestirisini, yoldasligini, catismasini, kahkahasini, gozyasini, degerlerini, karsi olduklarini, ideallerini, fedakarliklarini uzerimden, aklimdan, ruhumun en derinliklerinden eksik etmeyen kadin. Yirmi dokuzu otuza baglayan yilin, geriye donup bakinca cok onemsiz ama icinden gecerken ruhumu daraltan, nahos anlari her sabah sesini duysam gecmezdi. Biliyorum cok uzuldun anne, ozrumu de tesekkurumu de kabul et bu yuzden.

Babam… Kendisinin benim icin ne ifade ettigini asla kelimelerle tarif edemeyecegim, dunyaya gelmemin diger sebebi. Yalan yok kolay bir dinamik degil aramizdaki, Allah’in cok az insan bahsettigi zekaya sahip bir adamin kizi olmak kolay degil, hele ki benim gibi surekli olarak bu hayatta sevdiginiz kimselerin onayina ihtiyac duyuyorsaniz. Fakat bu dinamigi kolaylastiran yine babam, doktora kabulum geldiginde “Hayatini kendinden baska kimseyi gururlandirmak icin yasamayacaksin. Seninle gurur duyduguna emin olman gereken tek kisi yine kendinsin” diyerek bana bu uzun yolculugun en onemli dersini hediye eden adam. Bu gectigimiz otuz bir yil asla ayni olmazdi, eger hep bir telefon kadar uzagimda oldugunu bilmeseydim. Tesekkurlerim Turkiye denilen yalniz ve guzel ulkenin azinlik “baba”larindan biri oldugun icin sana.

Huseyin…Hayatima girdigi bin dokuz yuz seksen yedi senesinden beri hic sektirmeden “kardesim”. Bu dunyada kendisi icin karsima almayacagim, alamayacagim kimsenin olmadigi adam. “Adamligina” degil “insanligina” kefil oldugum minik feministim, en buyuk sirdasim, en yakin arkadasim, canimin diger yarisi. Dogdugu gunden beri kahkahalarimin, cigliklarimin, gururumun, endiselerimin, sevinclerimin, kizginliklarimin, gucumun, gucsuzlugumun en buyuk muessibi. Sana tesekkurlerim bana kendime gelmemi salik veren her minicik adimin icin, insanligin, adaletin ve hakkaniyetin icin.

Anneannem, babaannem, dedem ve hic gormedigim ama hayatimin her donum noktasinda ruyama giren, insallah, doktora tezimi ve doktorami kendine adayacagim Huseyin Dedem Sonsuz destekleri, bitmek bilmeyen umutlari, dunyanin sekizinci harikasi olduguma inanclari icin. 3 aylikken de, 3 yasindayken de, 30lu yaslarimindayken kosulsuz simartildigim pembe kabarcikli masal diyari icin tesekkurler size. Ve en onemlisi, kendi kulturel kodlarinizin ne cocuklarinizin ne torunlarinizin kulturel kodlari olmadigina sonsuz sayginiz icin tesekkurden fazlasi gerekir, elimden daha fazlasi gelmez ama sizi kulturel kodlari ile yargilayabileceklerini zannedenlere bu hatirlatmayi saglayarak size ufak da olsa tesekkur edebilirim…

Ailem… Insanin hic bir uyesini kendinin secemedigi, uyesi olup olmamak, neredeyse, elinde olmayan herhangi bir topluluk gibi elbette ki disfonksiyonel olan kocaman ailem. En buyuk tesekkur sizlerin bu disfonksiyonellik icinde yolumu kaybetmem icin gosterdiginiz insanustu cabaya. Gunun sonunda sizinle olup da, mutlu olmadigim bir gun olmamasi kucuk capli bir mucize, erenlerden oldugunuza delalet dahi olabilir. Ayse Halam bana unutkanligin en buyuk sevgi belirtisi oldugunu ogrettigin icin, Teyzem Polyanna olmanin ne demek oldugunu gun be gun gosterdigin, hic yorulmadan umut ettigin icin, Hatice Halam bir kere bile cocukluk sanrilarim icin sitem etmedigin, bana sessiz sevginin ne kadar buyuk oldugunu gosterdigin, Yengem, mukemmeliyetciligin ile karisik sevgin ile beni hep daha ileriye tasimak uzre harcadigin caba icin, Dayim, masabasi tartismalarimiz, cesaretin ve her dustugumde ilk uzanan el oldugun icin, Halit Dayim, Halit Dayim oldugun, fazla soze gerek yok, icin, Ibrahim Dayim, kibarligin ve hepimize iyi bir insan olmanin erdemini ogrettigin icin, Burak, cocuklugumun diger yarisi oldugun icin, Nezaket, Aynur ve Fatma Halalarim; Huriye, Hurrem ve Seyhan Teyzelerim ve Deniz Ablam, beni kendi cocuklarinizdan, kendi yigenlerinizden bir kez dahi olsun ayirmadiginiz icin, “halam”, “teyzem”, “ablam”, “arkadasim” oldugunuz icin, Zeki Dayim ve Mehmet Amcam, sessizliginiz ardina sakladiginiz komediniz icin, Barbaros, Osman Nuri, Cemalcan, Mehmet Akif, Oguzhan, Sercan, Cansu, Suleyman, Gul, Selim,Caner, Ahmet Sabri, Gokhan, Melih, Merve Cankiz, Bengisu, Elif, Eda Nur, Fatma Zehra, Feyza cocuklugumuz, cocuklugunuz, kumsal arkadasliginiz, evcilik arkadasliginiz, populer kultur kaynakliginiz icin, Kubra, Zeynep, Sevde, Zeliha hosgeldiginiz ve cok senlendirdiginiz, bir de bana hic “gorumce” muamelesi yapmadiginiz icin, ve Benan, Demir, Mercan, Simal, Zehra Melek, Defne, Kaya, Masal, Hazar, Arya halanizin ve teyzenizin kucuk ordekleri kafilesinin yorulmaz yolculari oldugunuz icin tesekkurler.

Makbule… En cok seni nasil anlatacagimi dusunmem tesaduf degil, kelimelerin birbirini senin icin takip etmek icin zorlanmasi da tesaduf degil. Iyi ki varsin, Allah eksikligini gostermesin…

 

 

Burcu, Damla, Idil (Nam-i deger trifecta)… O whatsapp grubu olmasaydi onyedi mart ikibinondort gununu atlamazdim. Siz olmasaydiniz Sabanci’nin kampusu benim icin onemli olmazdi, Cesme Izmir’in bir ilcesi, kofte ekmek leziz bir yemek olurdu sadece. Pazar kahvaltilari sonuk, Big Chefs masalari muhabbetsiz kalirdi…

 

 

Tugce… Sen olmasaydin kendimi yalniz bir Batman sanirdim, sen bana Superman’in yoldasim oldugunu gosterdin. Dunyayi her seferinde yeniden kurtardigimiz sonsuz muhabbetlerimiz icin, beni daha Arya hayatimiza girmeden evinizin cocugu yaptigin icin, kabak yemeklerin icin, Izmirliligin icin ve hep gulumseyen gozlerin icin tesekkurler…

 

 

 

Burcu B… Dogumgununde de demistim yine diyorum “you are my person”. Ben hayatimda birinin ne ifade ettigini bu kadar anlatan baska bir soz obegi duymadim, senden ogrendiklerimin haddi hesabi yok su bes yilda, Unilever’de kisaca kesisen yollarimizin Think Café’de yeniden bulusmasina serefine, tesekkur ederim en acimasiz elestirmenin, en saglam destegim…

 

 

Mert Atik… Kankiiit dedim mi hemen bitiveriyorsun ya nerede olursan ol, hah iste o super bir guven duygusu, sagol kankit!

Ayda… Yalniz degil misim dunyanin haline bakip mideme kramplar girerken, tesekkurler!

“When we honestly ask ourselves which person in our lives mean the most to us, we often find that it is those who, instead of giving advice, solutions, or cures, have chosen rather to share our pain and touch our wounds with a warm and tender hand. The friend who can be silent with us in a moment of despair or confusion, who can stay with us in an hour of grief and bereavement, who can tolerate not knowing, not curing, not healing and face with us the reality of our powerlessness, that is a friend who cares.”[2]

 

Listening Bruce Bueno de Mesquita speak at George Downs memorial reminded me how lucky I am to have you in my life. My birthday gift to myself is to say thank you to all of you.

 

Maria… My theorist, my Italian, my silent enclave in the midst of a storm, my late found best friend, my partner in understanding world, my sartorial half thank you for everything and for all!

 

Elad… Your office was my safe space, now you moved up and our office is the safest. I ate your head off but you still like me, thank you!

 

Michael…The tea, words of encouragement, ever-present “how are you”s.. I do not know how to thank someone who masters the art of subtle best friendship, thank you!

 

Dominik… If it were not for your random but well-timed coffee invitations and following therapy sessions PhD life would have been mind-blowing, thank you!

 

Denis… My little brother away from home, you never stopped asking me how I feel with a smile, do not ever!

 

Umberto… Your words of encouragement meant and still means the world to me, thank you!

 

Saad… You are the bane of my existence who made PhD life tolerable, thank you!

 

Eric… Give me a hug, never stop giving me a hug!

 

Shana… My mom away from mom, thank you!

 

 

[1] Ihsan Oktay Anar, Puslu Kitalar Atlasi

 

[2] Henri J.M. Nouwen

On Secim

Ulkenin en onemli sorunlarindan birinin adini daha koymanin hakli gururu icindeyim, sorunun adi: “Bizden olmayan fikir olmaz olsun veya oglan bizim kiz bizim catlasin kaynanasi”.

Twitter’da da belirttigim uzere, bir seyin ozgul degerini belirleme referansiniz Cumhuriyet Halk Partisi yapti ise sahip oldugunuz tum diplomalari duvara asin ve uzun uzun bakin. Herhangi bir siyaset bilimi ve/ya ekonomi politikasi CHP yaptigi icin kosulsuz iyi ve kosulsuz kotu olamaz. En yakin ornegi ise, yuzde elli bes katilimli oldugu soylenen, on secimler.

Oncelikle kisa bir giris yapalim ve soralim: Onsecim ne ola ki? On secim, primary elections, Amerikan siyasetinde partilerin baskan adaylarinin partiye kayitli secmenlerce (closed primary) secilmesi veya o secim bolgesinde bulunan secmenlerce (open primary) secilmesi durumuna verilen ad.[1]

On secimin kendi ozgul degerini belirleyebilmek icin siyaset bilimi, ekonomi ve ekonomi-politik literaturune goz atmak gerektigini dusunuyorum.[2]

Secmen ile secilmis (principal-agent[3]) arasindaki dinamigin en onemli sorunu bilgidir. Biz secmenler iki konu hakkinda kisitli bilgiye sahibiz: 1) eldeki kaynaklarla ile sosyal ve bireysel refahi artiracak politikalarin ne oldugu[4] ve 2) aday adayi ve/ya aday politikacilarin tercihleri, siyasi kariyer ozellikleri ve yetenekleri. Buna karsilik siyasiler  1) secilmeleri ile birlikte eldeki kaynaklarin durumuna ve 2) kendi tercihlerine, ozelliklerine ve yeteneklerine vakiflar.

Bilgi konusundaki bu asimetri ise bize iki problem olarak geri doner, istismar riski (moral hazard) ve olumsuz secim (adverse selection). Onsecimler istismar riskini azaltirken, olumsuz secim riskini azaltabilir veya artirabilirler.

Simdi bir ornekle aciklamaya calisayim:

Butun secmenlerin bir secmen ile temsil edildigini varsayalim.[5] Secmenimizin adi Ayse olsun. Ayse’nin kisisel, temsili secmen olmasi dolayisiyla toplumun da, refah fonksiyonunu ise soyle tanimlayalim

f(x)=1 eger Dunyanin Hali (A veya B)=x, x:=Uretilen Politika (A veya B)

f(x)=0 eger Dunyanin Hali (A veya B)=!x, x:=Uretilen Politika (A veya B)

Uzun matematigin kisasi[6], dunyanin halini goren sevgili politikaciniz Gargamel degil ise ve Sirin koyumuzun iyiligini dusunuyor ise (congruent politician) dunyanin hali A ise A, B is B tipi politikalari sececektir. Velakin, politikacimiz bir Gargamel ise o zaman caninin istedigini yapacaktir, A istiyorsa A, B istiyorsa B sececektir dunyanin hali ne olursa olsun (non-congruent politician).

Dunyanin haline uygun politika secmek ise, sonucun istedigimiz gibi olmasinin garantisi degil. Ayni sekilde, dunyanin haline uygun politika secmeyen bir politikaci da sansinin yaver gitmesi ile Gargamel oldugunu saklayabilir.

Bir diger problem ise soyle tanimlanabilir: politikacilar da dunyanin hali ile ilgili bilgiye hemen ulasamayabilirler. Bu bilgi icin caba sarfetmeleri gerekebilir, bu durumda caba sarfeden ve sarfetmeyen politikaci arasinda fark olabilir ve olacaktir. Caba sarfetmek sonucun iyi olmasi icin gerek sebep olsa dahi, yeter sebep degil. Yani caba sarfetmis bir politikaci kotu sonuclarla karsilasabilir ve biz secmenler caba sarfedip sarfetmedigini bilemedigimiz icin politikaciyi koltugundan edebiliriz.

Bu bize asimetrik bilgi nedeniyle karsilastigimiz ilk problemi, kabaca, tanimlar: Istismar riski (moral hazard).

Onsecim istismar riskini hafifletebilir. Bunu politikaci ile ilgili onceden daha cok bilgi sahibi olmamizi saglayarak, secim kampanyasi sayesinde dunyanin hali ile ilgili ise yarar bilgi saglayarak, vb. gibi olumlu dissalliklar ile basarabilir.

Peki CHP’nin tek basina on secim yapmasinin onemi var mi bu sorunun cozumunde?

Cevap ne yazik ki hayir. Cozmeye calistigimiz sorun ile o sorunun cozumu icin onerdigimiz yolun arasindaki nedensellik iliskisini kurabilmemiz icin birden fazla partinin rastgele bolgelerde onsecim yapmasi gerekirdi oncelikle. Daha sonra onsecim yapilan ve onsecim yapilmayan bolgelerin arasinda ve bolgelerin kendi icinde karsilastirma yapabilecek dataya sahip olmamiz gerekirdi. Bu iki kosul saglanmadan onsecimin cesitli kamu yarari ve demokrasi gostergeleri acisindan ne ise yaradigini tanimlayabilmemiz mumkun degil (not well-identified).

Ikinci problem ise: Olumsuz secim. Secilen politikalarin, dunyanin haline uygun olmalarina ragmen, her zaman basarili olmama ihtimali, iyi politika seciminin maliyetli olmasi ve en onemlisi iyi politikanin kotu sonuclari nedeniyle insanlarin kendilerini hem koltuklarindan hem de unlerinden edecek olmasi ve kabul etmek isteyelim ya da istemeyelim politikaci olmanin maddi anlamda da kulfetli olmasi bu problemin en onemli nedenleri olarak sayilabilir. Bu durumda disarida yapacak cok isi olmayan, yani firsat maliyeti daha dusuk kimselerin kendilerini aday adayi olarak secime sokmalari olgusu ile karsi karsiya kalabiliriz. Bir insanin politikaci olarak yeteneklerini ve firsat maliyetini ayni anda etkileyen unsurlara bakarsak en onemlisinin egitim oldugunu goruruz. Yani secmenimiz Ayse bu durumda daha az egitimli politikacilar arasinda bir secim yapmak zorunda kalabilir.

Peki onsecim bu problemi nasil cozebilir? Politikaciya kendini anlatma sansi vererek. Secmenine yeteneklerini ve karakterini yeteri kadar anlatabilecegine inanan kimse yukarida saydigim sebeplerden daha az etkileneBILIR.

Fakat ne yazik ki bunu da kolaylikla olcumlemek mumkun degil yukarida bahsettigimiz sebepler ve kocaman bir endojen bagimsiz degisken problemi nedeni ile.

Sonuc olarak onsecim iyi ve/ya kotu bir sey degildir. Onsecim ile soylenecek tek sey  bilgiye erisim problemini ne denli cozdugu ile ilgilidir.

Not: Bu yazi kesinlikle sorunun tamamini ele almamaktadir, sorunun tamamini ele alan hali tezim olurdu. Sevgili Ayda Erbal ve Gunes Asik’a cesaretlendirmeleri icin tesekkurler. Ve elbette ki siyaset bilimi, ekonomi ve ekonomi politik calisan herkesin yazdiklarina en buyuk tesekkurlerimle!

[1] Parlamenter demokrasilerde orneklerine daha az rastlanan bu durumun en yakin iki parlamenter ornegi Ingiltere ve Italya.

[2] Elbette ki, bunlar benim hakim oldugum literaturler bu konu ile ilgilenen diger literaturler ile ilgili onerileriniz duymayi cok isterim.

[3] Principal-Agent genel olarak bu duruma verilen ad. Secmen-secilmis iliskisi ile sinirli olmamakla birlikte, en onemli uygulama olanlarindan biri bu dinamik.

[4] Oyun teorisi dili ile: Icinde bulundugumuz anin halini (state of the world) bilmemekteyiz.

[5] Siyaset bilimi ve ekonomi denge (equilibrium) davranislarini tanimlayabilmek icin bir takim varsayimlara ihtiyac duyar. Bu varsayimlarin en kisitlayici olanlarindan biri de temsili secmen varsayimidir. Elbette ki her secmenin tercihleri farklidir, ve herbirinin ayri modellenmesi gerekir fakat matematiksel komputasyon gucumuz henuz bu problemi tam olarak cozmeye yeterli degil.

[6] Bu bilgiler gercek hayatta ne isime yarayacak diyen herkese selam olsun. Lise matematik ogretmenim, bu hayatta beni en cok etkileyen ogretmenim, Emine Hocama ise saygilarimla.

Hakkini Helal Et Ozgecan!

“Bir kadin olarak ulkem yok, bir kadin olarak butun dunya benim ulkem” Virginia Woolf.

Ben Virginia Woolf’un yukaridaki sozunu her okudugumda, her dusundugumde aklimda kendini “kadin” olarak tanimlamanin ne kadar mesakketli oldugu aklima geliyor.

Insanlar, genellikle, ulkelerini “ev” ile, “guvende hissetmekle” eslestirirler; kadinlarin ulkelerinin olmamasi belki de bu yuzdendir.

Dunyanin her yerinde kadin olmak dikkatli olmak, kadin olmak hic bir zaman kendini tam anlamiyla guvende hissetmemek oldugu icin belki de dunya bizim ulkemiz.

Kadinlara akil veriyoruz hepimiz, dogduklarindan ve kendilerini kadin olarak tanimladiklari andan itibaren. Erkeklerin“dogasi” geregi kendilerini kontrol edememe ihtimalleri oldugunu ogretiyoruz ki dikkatli olsunlar. Ayrica erkeklerin, yine her seyi aciklayan dogalari geregi, kadinlarin koruyucusu oldugunu da ogretiyoruz ki “adam gibi” erkeklere ilgi duysunlar (mazallah kadinlara ilgi duyan kadinlardan Allah saklasin (!!!!) )

Bugun Ozgecan’in tabutunu omuzlayip yarin ogullariniza hic bir sey ogretmeyecek ama kizlariniza “dikkatli olmalarini” ogutleyeceksiniz, indirin Ozgecan’i omuzlarinizdan!

Bugun Ozgecan icin aglayip yarin ogullariniza dunyanin en sahane varliklariymis gibi davranacaksiniz, ve her seyin en iyisini onlarin hakkettigine cani gonulden inanacaksaniz, aglamayin Ozgecan icin… (Hayir kimsenin oglu ile bir derdim yok,Allah ogullarinizi size bagislasin. Ama bu ulkenin erkeklerini bu ulkenin kadinlari yetistiriyor unutmayin. Bu ulkenin kadinlarini da bu ulkenin kadinlari yetistiriyor, onu da unutmayin. Bir yerlere cok uzun olmayan bir zaman once sunu yazmisim mesela: “140journos’tan Engin Onder: “Nasil ataerkil bir toplumsa, kadin hesabi odemek istiyor fakat garson, erkegin olurunu almadan odemeyi almiyor.” Cok uzaklara gitmeyin bu hepimiziz, en yakin kiz arkadaslarimiza, kizlarimiza, yigenlerimize, torunlarimiza ilk bulusmada ve sonrakilerde hesabi kimin odedigini soranlariz; masadaki erkeklere hesabin uzatilmasina sesimizi cikarmayanlariz; cikaranlara “feminist feminist konusma” diyenleriz.. O yuzden once kendinizi, sonra sizi yonetenleri elestiriniz.”)

Bugun Ozgecan icin adalet isteyin, intikam degil! Adalet isterken de kadina akil vermeyin, erkege egitim verin.

Kizlariniza dikkatli olmayi degil, ogullariniza tecavuz, taciz etmemeyi ogretin!

Bi zahmet, ayrica, bari bugun Grinin Elli Tonunu izlemeyin! (Evet, akil veriyorum su anda. Ve evet geri adim atmayacagim)

Bir de habercilerinizden, blog yazarlarinizdan hikayeyi vahset pornosuna cevirmemelerini talep edin! Kadinin kurban oldugu estetize edilmis habercilige karsi cikin!

Ve son olarak asagidaki yaziya dikkat kesilelim hep beraber. Gunluk ve sacma sapan siyasetinizden daha onemli, sistematik bir sorun var ortada. Gunluk siyasetin gerizekali cemberine sokmayin kadina siddeti!  http://istifhanem.com/2013/03/30/kadincinayetleri/

Puslu Kitalar Atlasi

Alin, okuyun, okutun. Hayatinizda en deger verdiklerinize kitabi ve “duslerinizi” hediye edin.

23419

”yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyanın şahidi olmaktı. ” Ihsan Oktay Anar, Puslu Kitalar Atlasi.

Yine yeniden merhaba!

New York’a yerlesmemin uzerinden dort yil, en son bir ayin yirmiyedinci gununde buradaki hayatim hakkinda yazmamin uzerinden ise on dort ay gecmis.

 

Bu blogu, veya bir cesit New York gunlugumu, yazmaya basladigimda sanirim aslinda buraya bir gun “evim” gozuyle bakacagimi icten ice dusunmuyormusum. Arada evim oldugunu ima eden yazilar yazmisim, yazmamis degilim ama bu farkli, bu senenin hissi farkli. Yapmaya calistigim basi sonu belirli bir sure zarfinda yasayacagim bir sehirde basima gelenleri, onlarin bana hissettirdiklerini kayda gecirmekmis. O nedenle blogun tanimini “Hayatimi yuksek sesle yasamak icin buradayim demis ya…” koymusum, ve alt basligini “Bir Otosptucunun Galaksi Rehberi”nde hayatinin anlami oldugu ileri surulen 42 sayisi olarak belirlemisim.

 

Dort yilin sonunda New York’un DA “evim” oldugunu icsellestirdim, insanin birden fazla evinin olabilecegini de. Hem kaplumbaga gibiyiz, hem de degiliz. Hem evimizi sirtimizi tasiyoruz aslinda ve biz nereye gidersek sirtimizda —icimizde— goturuyoruz, hem de bir moda tutkunu gibi hayatimizin her sezonuna gore degistiriveriyoruz.

 

Gectigimiz on dort ay ise hayatimi yuksek sesle yasamanin bana gore olmadigini ogretti; fakat yine de tutacagim o tanimi cunku yuksek sesle bir hayati yasamanin binlerce cesidi olduguna da ogrendim. Her ne kadar tanidigim en zeki ve en guclu kadinlardan biri tarafindan bana soylenmis olsa da, hayatimin herhangi bir aninin asla geri gelmeyecegini, bu nedenle elimden gelenin en iyisini yaptiktan sonra olaylarin akisi istedigim gibi gitmediginde maratonun ortasinda yere cokup kendime acimak yerine kosmaya devam etmem gerektigini kafami duvara olanca hiziyla toslamadan ogrenmedim. Artik ogrendim, umuyorum. O on dort aya gelince, her doktora ogrencisinin basina gelen/gelebilecek olan seylerden baska bir sey degildi, yani aslinda hic bir sey degildi donup bakinca.

 

Bundan sonra bu blog her ayin yirmiyedinci gununde degil daha sık guncellenecek, daha degisik iceriklerle baska bir iletisim aracina donusecek. Otuzuncu yas gunumu o on dort ayin icinde kaybetmis olsam da, otuzlu yaslarimin baslangicina yarasacak.

 

Ve en son olarak on dort ayin isimsiz kahramanlari, isimsiz degilsiniz elbette ama isminiz ben de kalacak benim icin ne ifade ettiginiz “yuksek sesle” yasamanin binlerce baska turunun oldugu anlardan biri, tesekkur ederim.

 

Emine

 

Brooklyn, New York.

Kafka’nin Donusum eserinin cevirmen onsozunde bulunan asagidaki satirlar “tam yerine rastgeldi manzara koyduk” dedirtecek cinsten.

Malina‘yi cevirdigim donemde, yasamim bana gore “onsuz olunamaz” sevgilerin egemenligi altindaydi; askin kacinilmaz bir yazgi gibi yasandigi Malina‘yi o nedenle bir solukta cevirebilmistim. Kafka’nin kapisini caldigimda ise, artik sevgiler benim icin yazgi olmaktan cikmis, yasamimda onlarsiz olamayacagim kimseler kalmamisti. Olaylara ve insanlara —en onemlisi, insanlara— belli bir uzakliktan bakmayi ogrenmistim.

(Kafka, F., cev. Ahmet Cemal, Donusum, Can Yayinlari, 2009

How NOT to Think About Game Theory

“Insensibly one begins to twist facts to suit theories, instead of theories to suit facts”

Sherlock Holmes,A Scandal in Bohemia

 

 

In an article he has written for Symposium magazine, Ariel Procaccia advices on how to understand game theory. However, the assertion he provided on how and when game theory is useful has some flaws, but the most important one which is the root of all can be summarized by the Sherlock Holmes quote above.

 

“So it would seem that game theory has saved the world from thermonuclear war. But does one really need to be a game theorist to come up with these insights?[…]But the type of strategic reasoning underlying Cold War policy does not directly leverage deep mathematics — it is just common sense.”

 

Dr. Procaccia asserts that game theory –by the virtue of studying strategic interactions between rational players of any kind and form—is there to provide “wisdom” and “reason” to decision makers. On the contrary, game theory is the study of understanding the “wisdom” and “reason” adopted by the so-called players of the game.  To answer his question, one does not need to be game theorist to come up with these insights, but one has to be game theorist to understand under what conditions one comes up with these insights.

 

In what kind of information environment is the game being played? What are the actions available to players? What are the payoffs related to those actions, given all the other players’ actions? Are there any uncertainty regarding the type of players? or Are there any uncertainty regarding the payoff structure as global games will suggest?  Those are the questions asked and answered by the game theorist upon observing a strategic interaction either in Cold War or in a Jane Austen novel.

 

This simplified understanding of game theory continues when the article cites Ariel Rubinstein’s definition of game theory as  “collection of fables and proverbs” . Game theory is indeed collection of fables and proverbs, which are merely generalization of real-life situations.  However, this does not belittle the explanatory power of game theory in political science, definitely not in the International Relations and/or Comparative Politics of parliamentary democracy. The fable “The Tortoise and the Hare” is not there to teach the children about the relative speed of both animals, but the relative wit of them. Game theory is not there to help social scientist to explain single events with a specific context but to help them have structural foundations of observed phenomenon.

 

I think students who are taking online game theory courses with the understanding provided by the article will be in there for disappointment, as will their professors.

 

Serebnica

“Tam 18 yil once bugundu. Katliamlarin baslamasi an be andi, korku icinde beklesiyorduk.Bosna’da 5 sehir yillardir kusatma altindaydi; Sarajevo, Gorajde, Zepa, Srebrenica, Bihac.  Mostar bir sure once biraz olsun rahatlamisti.400 bin insanin yasadigi Sarajevo’da dis dunya baglantimiz eni-boyu 1.5m olan 800 metre uzunlugundaki tuneldi.Sarajevo’ya gunluk ortalama 3 bin havan topu dusuyor, keskin nisancilar goz actirmiyordu. Hergun haber oncesi ceset sayiyorduk.Ama biz yine de Gorajde, Zepa ve Srebrenica’ya gore sansliydik, az da olsa (cogunlukla mafia araciligiyla) sehre yiyecek giriyordu.Savas sirasinda iki kez gidebildigim Gorajde’de gordugum; yaralilari kurtarabilmek icin odun testeresiyle kol, bacak kesiyorlardi.Ikinci Dunya savasinda fasistlere karsi direnisi ve yenilmezligiyle bilinen Zepa kenti de inim inim inliyordu.Sirbistan sinirina en yakin diger Bosnak kentlerine en uzak olan Srebrenica’ya ise ulasilamiyordu.Srebrenica’yla baskent Sarajevo arasindaki tek iletisim arasira da olsa kurulabilen telsiz baglantisiydi.Haziran sonlariydi, kurulabilen son telsiz baglantisinda Srebrenica’lilar bizlere veda ettiler. Yasanacaklari biliyor, bekliyordular.Sehirdeki Bosnak komutan (Milosovic’in eski korumasi) 3ay once sehirden cikartilmis, silahlari da BM Hollanda askerlerince toplanmisti.Toplu katliamlarin baslayacagini biliyorduk. Dunyadan bir avuc gazeteci de haberlerimizin artik hic1 hukmu olmadigini coktan ogrenmistikVe kiyim 11 Temmuz 1995 sabahi basladi. Havada Nato, karada BM askerleri, istihbarat orgutleri katliamlari an be an uydudan seyrettiler.Bir haftada 10 bine yakin insan katledildi. Katlimlarin sonrasinda girebildigim Srebrenica’da gorduklerim dehset vericiydi.Insanlari depolara doldurup tarayip bombalamslardi.Duvarlar kafa derileri, kanli el izleriyle doluydu yerlerde de saclar ve disler vardi.Sonra da buldozerlerle toplu toplu gommusler, taninmasinlar diye uzerlerine asit dokmuslerdi.Kurtulabilen az sayida insan daglari asip yuruyerek Tuzla’ya geliyorlardi. Cogu delirmisti, delirenlerin saclarini kaziyorlardi.Her seyini, tum sevdiklerini kaybetmis cok sayida insan da intihar ediyor, yollarda kendilerini agaca asiyorlardi.Kurtulabilenleri o yaz sicaginda Tuzla havaalanina yigdilar. Etraf gunes gozluklu klimali arabalarindan cikmayan yabancilarla doluydu.Vahabi yardim orgutu de oradaydi. 5 yasindaki cocuk ta olsa, basini ortmeyene, dua ezberlemeyene ekmek vermiyorlardi. Kizilay ise yoktu.Colunu cocugunu kaybetmis Bosnak analar yllardir asit tarlalari icinde sevdiklerinin kemiklerini arar. Bulunanlarin ki tekrar gomulur.Bu yil da, yani yarin Srebrenica’da 400 den fazla cenaze kalkacak.Sembolik te olsa katillerden tutukalannlar oldu ancak hepsi yavas yavas salindi. Yalnizca gectigmiz ay buyukbaslardan 3u.Abileri koruyor.Katillerin kazandigi dunyada inanabilecegimiz hic bir sey birakmadilar.”

Serif Turgut, Temmuz 2013.

“Katillerin kazandigi dunyada inanabilecegimiz hic bir sey birakmadilar…”

Misir’da Bugun Ne Oldu

Misir’da bugun darbe oldu, nokta.

Halk, Mursi’nin iyi yonetemedigi son bir yil icin ayaklanmisti, ordu hemen sahayi ele gecirdi.

Sahanin ele gecirilmesinde Mursi’nin ve Musluman Kardeslerin payi buyuk bu arada, askere dokunmazsak “Misir’i yoneten 30 ailenin ekonomik cikarina” dokunmazsak bize yonettirirler sandilar, ne demokratik ne ekonomik reformlari yapmadilar, yapamadilar. Ama artik onemi yok cunku Misir tarihinin en durust secimiyle is basina gelen ilk Cumhurbaskani darbe ile devrildi, “ama”si “cunku”su yok.

Asker yonetime Anayasa Mahkemesi Baskani araciligiyla el koydu. Anayasa rafa kaldirildi, en kisa zamanda yenisinin yapilacagi soylendi. Secim kurallarinin gecici hukumet tarafindan degistirilecegi aciklandi.

Burada not duseyim: Musluman Kardeslerin onemli yoneticileri tutuklandi bu gece, diger kismi da muhtemelen yeni secim yasasi ile secimden men edilecek. Insallah ben haksiz cikarim ama gorunen o.

Ilk aciklamada “basin kuruluslarinin calismalarini duzenleyen etik kurallar yeniden duzenlenecek” dendi, ve hemen ardindan aciklama sirasinda yanlarinda bulunan Salafi El-Nur partisi ve Musluman Kardesler ile Musluman Kardeslerin siyasi kolu Ozgurluk ve Adalet partisinine ait televizyon kanallarinin yayina son verilerek, calisanlari goz altina alindi.

Mursi taraftarlarinin toplandigi Rabiatul Adaviyye’den yayin yapan El Cezire’de kapatildi, bolgeden yayin yasagi geldi.

Gerekcelerden biri olarak ise, “sehitlik cagrisinin” ic savasa mahal verebilecegi one suruldu, hatta nefret sucu oldugu da soylendi.* (Bu konunun incelenmesi benim bilgimin disinda, medyaya karsi boyle bir uygulama ne zaman sansur, ne zaman olasi bir ic savasi engelleme onlemi bilmiyorum.)

Fakat bir seyi biliyorum, siyasi islam hareketlerinin liderlerini tutuklamak ic savas ihtimalini arttirir, ordu bundan geri durmadi. Yani, niyetinin ne oldugu konusunda cok acik oldugu soylenemez.

Ve son olarak, cinsel istismar ve saldiri yine sahnedeydi. Bugun 45 vakanin tespit edildi,  3o tanesine gunlerdir canla basla calisan Operation Anti Sexual Harassment and Tahrir Bodyguard’in mudahelede bulundugu kaydedildi.

*Bu konudaki yorumlarina cok tesekkur ettigim Burcu Baykurt’un da belirttigi uzere cagrinin nefret sucundan cok savas cagrisi ozelligi var.